enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
16,3909
EURO
17,5173
ALTIN
972,12
BIST
2.418,10
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
26°C
İstanbul
26°C
Açık
Cuma Açık
27°C
Cumartesi Az Bulutlu
26°C
Pazar Az Bulutlu
24°C
Pazartesi Az Bulutlu
25°C

Türkçenin Tarihsel Gelişimi

03.07.2019 06:00
0
A+
A-

Türkçenin Tarihsel Gelişimi
İnsanlığın varoluşundan bugüne kadar olan süreci ele aldığımızda; dünya üzerinde beş bin civarında dilin konuşulduğunu söylemek kaçınılmazdır. Dünyadaki dillerin ortaya çıkışı hususunda dil bilimciler tarafından ortaya atılmış ve genel kabul gören üç tane güçlü teori vardır. Bunlar;

  1. Tanrısal Teori: Allah Adem’i yaratmıştır ve Adem’in seslendirdiği her canlının ismi o olmuştur. Bir Hindu inanışına göre lisan evrenin yaratıcısı Brahma’nın eşi tanrıça Sarasvasti’den gelmektedir. Bir çok dinde insanların lisanları ile yaratıldıkları inancı vardır. Teoriye göre insan denilen varlık tek bir atadan gelmişse, insanla birlikte gelişen dil de tek bir kökenden gelmiş olmalıdır.
.
  • Yansıma Teorisi: İlk insanlar, çevrelerindeki sesleri taklit ederek ilkel dilleri oluşturmuşlardır. Modern bütün dillerde doğal ses yansımalarına karşılık gelen kelimeler bulunmaktadır. Bu da yansıma teorisini desteklemektedir. İngilizcede splash, boom, bang bu tür yansıma kelimelerdir. Buna rağmen somut olmayan, ses olgusuna sahip olmayan kelimelerin oluşumunu bu teori ile açıklamak zordur.
  • Ünlemler Teorisi: İlk insanlar, korkularını, acılarını, sevinçlerini, ruh hallerini dışa vuran sesler oluşturmuşlar, böylece dil oluşmuştur.

Dillerin oluşumu ile ilgili bu teorileri inceledikten sonra dünya üzerindeki dillerin köken bakımından sınıflandırıldığı dil ailelerini aşağıdaki şemada inceleyebiliriz (Akar, 2005:13).

.
  1. Hint-Avrupa Dilleri
  2. Çin-Tibet Dilleri
  3. Hami-Sami Dilleri
  4. Altay Dilleri
  5. Bantu Dilleri
  6. Kafkas Dilleri
  7. Fin-Ugor Dilleri
  8. Avustronezya Dilleri
  9. Yerli Amerika Dilleri

Tüm bu dillerin içerisinde Türkçenin mensup olduğu Altay dil ailesi Hint-Avrupa ve Çin-Tibet’ten sonra, dünyanın üçüncü büyük ailesini oluşturmaktadır.

Türkçenin tarihsel gelişimi M.Ö. 10.000’lere kadar uzanmaktadır. Yazılı dönemi çok geç gördüğünden bu tarihlerle alakalı somut bilgilere ulaşmak epey zor ve bulanıktır ancak bazı bölgelerdeki kaya resimleri ve Çin içerisinde yer alan kadim Türk piramitleri bizleri bir mum ışığı edasıyla aydınlatmaktadır. Türkçenin ilk yazılı belgesi Sakalar (İskitler) dönemine ait olduğu düşünülen 1969 yılındaki bir kazı çalışmasında Kazakistan’ın Almatı şehrinin 50 km doğusunda tesadüfen bulunan altın elbiseli adamla başlamıştır. Yapılan karbon çalışmaları yazılı tarihin M.Ö. 5.yy’a kadar taşımaktadır. Fakat bilgilerin eksikliği ve altın elbiseli adam adlı kral mezarındaki yazının Göktürk alfabesiyle yazılmış bir cümle olmasından dolayı daha somut bilgileri Orhun Yazıtları[1] döneminden sonra takip edebilmekteyiz.

Bu yazıtları incelediğimizde o dönemin Türkçesi günümüze nazaran daha sade bir yapıdadır. Ses değerlerini ve dilin ezgisini incelediğimizde bugünle arasındaki farkı anlayabilmek için yaklaşık bin iki yüz yıllık bu süreci hem siyasi hem tarihi hem de coğrafi değişiklikleri göz önünde bulundurarak ele almalıyız. İkinci Göktürk döneminde temel toplumsal özelliğimiz olan göçebelik, tabiat ve kırsal hayat dilimizi de gayet yansımıştır. Dildeki sesler keskin, tınılı ve parlaktır.

            Tablo 1. Göktürk Yazısı İle İlgili Metin

Türkçenin Tarihsel Gelişimi

Kaynak: https://www.bilgicik.com/yazi/gokturk-yazisiyla-ilgili-ornek-metinler-gokturkce-ve-orhun-yazisi/

M.S. 375’te başlayan kavimler göçüyle beraber Türkçenin yapısal ve ses değerlerindeki değişiklik doğrudan boyların takip ettiği göç yolları ve tarihsel vakalarla ilintilidir. Tarihsel sahnede Orhun Yazıtlarından sonrasını ele alıp ve dilin tanımında yer alan canlılık özelliğini de göz önünde bulunduracak olursak Türkçe ilk etkileşimini Çince ile yaşamıştır. 751 yılında Talas savaşıyla Türkler islamiyetle tanışmış, peyder pey islamiyete geçişler beraberinde Türkçeye Arapça etkisini de getirmiştir.

.

En eski dönemlerde başlayan ve bugün hali hazırda devam eden Türklerdeki cihannüma (Kızılelma) ve islamiyetle dahil olan cihat kavramları Türklerin dünya üzerinde farklı yönlere doğru ilerlemesine sebep olmuş ve Tükçenin çeşitli lehçe ve şivelere ayrılmışını sağlamıştır. Bu göçler sonucunda Hazar denizini merkeze aldığımızda;

  1. Kuzey-doğuda; Tuva, Hakas, Yakut, Altay
  2. Kuzey-batıda; Kazak, Kırgız, Karakalpak, Karaçay, Karayim, Kırım Tatar, Tatar, Nogay, Başkurt
  3. Güney-doğuda; Uygur, Özbek
  4. Güney-batıda; Türkiye, Türkmen, Azerbaycan, Gagavuz Türkçeleri oluşmuştur.
.

Bugünkü Türkiye Türkçesinin standart konuşma ağızı kabul edilen İstanbul Türkçesi Çince ve Arapça etkisinin akabinde Malazgirt savaşına kadar olan süreçte ve sonrasında dönemin güçlü dillerinden olan Farsçadan da oldukça etkilenmiştir. Malazgirt sonrası ebediyen Türklere açılan Anadolu kapıları Türkçe için artık çok yeni ve renkli bir dönemi başlatmıştır. Anadolu bölgesinin birçok millete ev sahipliği yapması Arapça, Farsçanın yanı sıra Rumca, Gürcüce, Lazca, Ermenice dillerinin de Türkçenin de söz varlığında hissedilmesine neden olmuştur. 1453’ten itibaren İstanbul’un başkent olması ve dönemin Divan edebiyatının saray ve çevresinde teşkil olması Arapça ve Farsça etkisini 19. asra kadar yoğun bir şekilde Türkçe de hissettirmiştir. Tanzimat dönemine kadar İstanbul ağızı için Arapça ve Farsça baskınlığı söz konusu iken bu dönemden sonra artık batı dillerinin etkisi Türkçe için kaçınılmaz olmuştur. Özellikle siyasi bağlar ve güçlü ilişkilerimizin doğrultusunda Fransızcanın söz varlığımıza girmesi epey hızlı ve hissedilir olmuştur. Çok geçmeden 20.yy’nın başlarından günümüze kadar gelen sürecin başrol oyuncusu İngilizcedir.

.

İstanbul ağzı alıntı sözcükleri seslendirirken orijinal yapılarını muhafaza konusunda oldukça hassas davranmıştır. Bu durum İstanbul ağzına zenginlik ve yumuşaklık katmıştır. Bu güzellik beraberinde telaffuz zorluklarını da kaçınılmaz kılmıştır.

Türkçenin ses ve genel özelliklerini incelediğimizde telaffuz zorluğu olan alıntı sözcükleri rahatlıkla tespit etmemizi mümkün kılan maddeler aşağıdaki gibidir;

.
  1. Türkçe Kökenli Sözcüklerde Uzun Ünlü Yoktur.
  2. Türkçe Kökenli Sözcüklerde /O,Ö/ Sesleri Yalnız İlk Hecede Bulunur.
  3. Türkçe Kökenli Sözcüklerde /J/ Sesi Yoktur.
  4. Türkçe Kökenli Sözcüklerde Genellikle /F ve H/ Ünsüzleri Yoktur.
  5. Türkçe Kökenli Sözcüklerin Başında /C /,  /G /,  /L /,  /R /,  /Z/ Sesleri Yoktur.
  6. Türkçe Kökenli Sözcüklerin Başında Genellikle /M /,  /N /, / V/ Ünsüzleri Bulunmaz.
  7. Türkçe Kökenli Sözcüklerin Başında Çift Ünsüz Bulunmaz.
  8. Türkçe Sözcüklerde İki Ünlü Yan Yana Gelmez.
  9. Türkçe Sözcüklerin Sonunda /B,C, D, G/ Ünsüzleri Bulunmaz Ve Yalın Halde Yazıldığında /P /,  /Ç /,  /T /,  /K/’ya Dönüşür.
  10. Türkçe Kökenli sözcüklerde Büyük Ünlü Uyumu (Kalınlık-İncelik) vardır.
  11. Türkçe kökenli sözcüklerde Küçük Ünlü Uyumu (Düzlük-Yuvarlaklık) vardır.

Nurullah TAŞDELEN


Yazarın Diğer Yazıları
30.05.2020 01:50
10.05.2020 04:47
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.