enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
16,3415
EURO
17,5513
ALTIN
974,65
BIST
2.418,10
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
26°C
İstanbul
26°C
Açık
Perşembe Açık
25°C
Cuma Açık
27°C
Cumartesi Az Bulutlu
26°C
Pazar Az Bulutlu
25°C

Kendimizi Yok Ediyoruz…

12.06.2019 13:11
0
A+
A-

Kendimizi Yok Ediyoruz…
Ramazan bayramı dolayısı ile Sağlık Bakanlığı bir uyarı yayınlayarak, “gün içinde geleneksel olarak tatlı ikramı olacağından kahvaltıda şeker, reçel vb. tatlı besinlerin bulundurulmaması gerektiğinin altı çizilerek, hamurlu, şerbetli tatlılar yerine küçük porsiyonlar halinde sütlü tatlılar, taze meyveler; şerbetler yerine şekersiz veya az şekerli komposto, az şekerli limonata gibi içeceklerin tercih edilebileceği.” ni belirtti ve ekledi;

Dünya Sağlık Örgütü’nün gıdaların doğal yapısında bulunan şeker dışında, gıdaya üretim aşamasında eklenen şekerlerin ve çay şekerinden alınan enerjinin; sağlıklı bireylerde günlük enerji miktarının yüzde 10’unu geçmemesini tavsiye ettiği hatırlatılan açıklamada “Diyabet, kalp damar hastalıkları, yüksek tansiyon gibi kronik hastalığı olanlar uyguladıkları diyete bayram süresince de özen göstermelidirler.” Uyarısı yaptı. Peki sizce asıl sebepler bunlar mı?

Kendimizi Yok Ediyoruz…

Damar tıkanıklığı, kalp sağlığı, tansiyon, diyabet…

Ne yazık ki Dünya genelinde kar amacı güdülerek kullanımı artan Glikoz şurubu ile kültürel olarak sıklıkla tükettiğimiz şeker ve şeker içeren tatlılardan vazgeçmek zorunda kalıyoruz. Birden çok sebebimiz var. Damar tıkanıklığı, kalp sağlığı, tansiyon, diyabet, vb. doya, doya komposto içemiyor isek yapmanın bir anlamı var mı? Veyahut buz gibi limonatayı kafamıza dikemiyor isek… Ne yazık ki geleneksel kültürümüzü gelecek nesillere aktaramama noktasına geldik. Bir yandan asitli içecekler ve sahte soğuk çaylar ile geleneksel kültürden uzaklaşır iken, diğer yandan aman! Sakın HA! Şeker den uzak durun uyarıları ile çok sevdiğimiz hoşaf, komposto ve Dünyaca sevilen tatlılarımızdan uzaklaşıyoruz.

“kötü ise yeme/içme, dostuna söyle o/onlar da yemesin/içmesin”

Bayram sebebi ile tatlıcıların tezgâhlarına bir göz atayım dedim. Baklava’nın kilosu 40 – 45 tl den başlıyor idi. Şöyle bir Süpermen gözlerimle içeriğini incelediğimde hamurundan, şerbetine kadar %90 seviyesinde şekerden ibaret olduklarını gördüm. Çok yazık… Tabi ki nerede o eski tatlılar diye hayıflanmamak elde değil; ancak bir türlü alışamadığımız ve özellikle Slavlar da halk arasında kabul görmüş toplumsal bir alışkanlık olan “kötü ise yeme/içme, dostuna söyle o/onlar da yemesin/içmesin” kültürüne sahip olmadığımızdan etrafımızı saran aşırı kar amacı güden binlerce hilebazın sattığı “hiç” ürünleri tüketmek zorunda kalıyoruz.

Kendimizi Yok Ediyoruz…

Artık Durun!

Bakınız 80 – 90 lara dönelim. Pastanelerde baton (uzun silindir şeklinde) pastalar var idi. Yuvarlak olanlar ise yeni, yeni çıkıyordu. Tabi işin acı tarafı her pastanenin pastası da yenmiyor ancak mutlaka alıcı buluyordu. Ne zaman ki katkı maddesi olan “Oval..” çıktı mertlik bozuldu. Buna ek olarak “Jöle Tozu” nun piyasaya girmesi ve yine aynı dönemlere denk gelen pastalar için kullanılan meyve marmeladı yerine farklı işlemlerden geçmiş uzun ömürlü meyve konserveleri de zaten zar zor (fiyatından dolayı) aldığımız pastaları tüketilmez hale getirdi. Merdiven altı imalathaneler de bol böcekli yapılan üretimleri de unutmayalım. Enteresandır Türkler her ne kadar birbirini sever gibi görünse de aslında bu ve benzeri gıda üretimleri ile resmen kendi kendilerine düşmanlar. Emperyalistlerin uğraşıp yapamadığını gıda ile ve ne yazık ki maddi amaçlar uğruna ülke insanı kendine yapmakta. Bu konuya ileride değineceğim.

Bu ürünü denize dök, deniz kabul etmez…

Pastanelerin kullandığı blok (kalıp) çikolataların içinde ucuzluktan kendini yitirmiş bir tat olurdu, hatırlayan var mı? Çikolatayı yediğiniz zaman gırtlağınızı yakardı? Biraz daha yakın zamana geldiğimiz de hani bir aralar köprülerin üzerinde seyyar satıcılar “eli…” marka sudan ucuz çikolata satardı ve yenildiğinde yine gırtlak yakardı? Hatırlayanlar? İşte bunun sebebi Dünyanın en ucuz glikozunun kullanımı. Yani?

Bu ürünü denize dök, deniz kabul etmez… Tabi az önce bahsini ettiğim o firma şimdi koca bir marka oldu. Kimin sayesinde? Yine bizim. Jöleyi ülkemize getiren kişiyi ne yazık ki şahsen tanırım. Ne oldu? Koskoca bir marka ve sonra hisse satışı ile milyoner. Hani az önce bahsettiğim konserve meyveci var ya, o ne oldu? Milyoner. Cunda adasındaki çiftliklerinde zeytin işi yapıyorlar ve o zeytinyağlarını biz değil zengin Avrupalılar tüketmekte. Unutmadan glikoz tozunu likit hale getirip piyasaya süren ve şimdiler de dondurma işi yapan o aile ne alemde dersiniz? En son torunları USA da okuyor ve partilerde dans ediyor idi…

Pek tabi çalışan çalıştığının karşılığını almalı ancak insan sağlığı, hele ki kendi halkının sağlığını tehlikeye atarak bir noktaya gelmek? Çolpan yıldızından adını alan marka veyahut çiğbörek in en güzel yenildiği şehir de fabrikası olan markadan biri çıkıp da dolaylı olarak biz sizi yıllardır zehirledik affedin demesi neyi değiştirir?

Kendi hemşerilerini yıllık sözleşme ile fabrikasında çalıştıran ve milletvekili olan şahsın sahip olduğu markanın içeceklerinde kullandığı koruyucunun pankreas kanserine sebep olduğunu bile, bile mecliste kürsüye çıkıp hak hukuk adaletten söz etmesi? Babası polis olduğu için çevresini kullanarak insanları tehdit ederek çekimler yapan ve bugün halkın fikirlerini savunduğunu dile getiren malum kişinin sadece tehditlerine cevap veremeyenleri ekranlara taşıması ne kadar samimi? Ve ne kadar dürüstlük içeriyor?

Nereden nereye geldik…

Bizler ne onların yaptığı ürünlere ihtiyaç duymalı, ne de bağımlı olmalıyız. Amerikan’nın emperyalist gıda terörüne karşı bir hareket yapılacak ise eğer; önce kendi içimizdeki bu hokkabazlara karşı birlik olmamız ve çenemizi tutup ürünleri tüketmemeli, tükettirmemeliyiz. Nereden nereye geldik… Mis gibi el yapımı limonata var iken tozdan yapılana köle olmayalım. Pastalarda konserve ürün var ise almayalım. Eğer illa ki pasta yiyecek isek İSMEK başta olmak üzere ücretsiz/ücretli eğitim veren kurumlarda kurslara katılıp evimizde kendimiz yapalım.

Misafirliğe gider iken glikoz bulamacı olan ve hatta içinde fındık, fıstık dahi olmayan tatlı almak yerine taze mevsimlik meyve alınız. Çocuğunuza, ülkemizin geleceği olan gençlerimize şekerleme veya içinde “Aspartan” ihtiva eden sakız almak yerine meyve yedirelim. Yemiyor demeyin, yemesini öğretin.

Hızlı, Hızlı Yok Oluyoruz…

Ülke olarak ne acı ve yazık ki gıda terörünün pençesindeyiz. Ya biran önce bu ortamdan kurtulacağız, yâda kanserden ölümler daha da artacak ve beklide evlatlarımızı toprağa ellerimiz ile vermenin acısını yaşayacağız. GIDA TERÖRÜNE DUR DE!

“Sıhhatli Yarınlar; Bugünden Başlar…”

Öncü YILGIN

Not: Bir zamanlar bir arkadaşım bana babasının işini anlatmış idi. Babası eskiden beri pastacılık yaparmış. Bana pasta alırken nelere dikkat edeceğimi anlatır iken şunu sordum. Pastacılık işi karlı mı? Uzun, uzun anlattı. Özetle belli bir marka olmayan pastanelerin sattığı pastalardan kar oranı minimum %80. Yani 10 tl de 8 tl. Tekrar, tekrar düşünün lütfen…

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.